İÇİNDEKİLER
ARAMA:

LÜGATÇE

-A-

abus: Somurtkan, ekşi, asık (çehre veya böyle çehreli kimse).

acz, acziyet: 1. Gücü yetmeme hâli, güçsüzlük, iktidarsızlık. 2. Beceriksizlik.

ağyâr: 1. Yabancılar, bîgâneler. 2. Tasavvufî hayâta âşinâ olmayanlar.

ahkâm: Hükümler, emirler.

aleyhisselâm: Allâh’ın selâmı onun üzerine olsun!

âmil: Sebep, işleyen.

arş: 1. Taht, çatı, çadır. 2. Yüksekliği sebebiyle bütün cisimleri içine alan ve Allâh’ın istivâ ettiği şey. 3. Allâh’ın kudret ve azametinin göründüğü dokuzuncu kat gök, göğün en yüksek katı.

-B-

bâtın: 1. İç. 2. İç yüz. 3. Gizli, görünmeyen nesne.

berî: 1. Kurtulmuş, âzâde, sâlim. 2. Kusursuz, kabahatsiz.

beyhûde: Boşuna, faydasız, netîcesiz, mânâsız.

bi’set: 1. Gönderme. 2. Allâh Teâlâ’nın insanları hak dîne dâvet maksadıyla peygamber göndermesi.

bîgâne: 1. Tanıdık olmayan, yabancı. 2. İlgisiz. Tasavvufta: Dünya ile ilgisini kesmiş olan.

-C-

câmiu’l-ezdâd: Zıd şeyleri cem eden, düzenli ve âhenkli bir şekilde bir araya getiren.

celâlî: 1. Allâh’ın celâl sıfatlarına âit. 2. Celâlli (mizaç), sertlik, büyüklük.

cemâlî: 1. Allâh’ın cemâl sıfatlarına âit. 2. Mizaç îtibariyle cemâl sâhibi, güzel, lutufkâr, merhametli.

cevher: 1. Öz, esas, maya. 2. Başlı başına, kendiliğinden var olan, olması için başka bir şeye ihtiyaç olmayan, asıl varlık. 3. Tıynet, cibilliyet, soydan gelen haslet, tabiî istîdât. 4. Kıymetli taş. 5. Varlık kazandırıcı ilâhî nefes.

-Ç-

çalap: Mevlâ, Allâh Teâlâ.

-D-

dereke: En aşağı kat.

diğergâm: Başkalarını düşünen.

dûçâr: Giriftâr olmuş, mübtelâ olmuş, tutulmuş.

-E-

esfel-i sâfilîn: Aşağıların en aşağısı, cehennem.

esmâ: İsimler. esmâü’l-hüsnâ: Allâh’ın güzel isimleri.

eşref-i mahlûkât: Yaratılmışların en şereflisi (İnsan).

-F-

Fahr-i Kâinât: Varlıkların iftihâr kaynağı; Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz.

fârik: Ayıran, fark eden.

fem-i muhsin: İhsan ve bağış menbaı mübârek ağız.

fenâ-fillâh: Maddî varlık ve benlikten sıyrılıp rûhen Allâh Teâlâ’ya vararak O’nun varlığında yok olma.

feyz: 1. Mânevî haz; gönül huzûru. 2. Bolluk, verimlilik. 3. Olgunlaşma ve ilerleme. 4. Suyun taşıp akması.

fıtrat: Yaratılış, tabiat.

-G-

gayyâ: Cehennemde bulunan bir kuyu veya bir dere.

-H-

hamâkat: Ahmaklık, anlayış kıtlığı.

hançere: Gırtlağın üst kısmı, gırtlak.

havass: 1. Haslar, üstün olanlar, üst tabaka. 2. Bilgili kimseler, münevverler. 3. Tarikat mensupları.

hodgâm: Bencil, hodbin, sırf kendini düşünen.

-İ-

içtinab: Çekinme, sakınmak, uzak durma.

imtizâc: 1. Karışabilme. 2. Birbirini tutma, uygunluk. 3. İyi geçinme, uyuşma.

in’ikas: Akislenme, yansıma.

inhiraf: Doğru yoldan çıkma.

istihkâk: 1. Hak etme, hak kazanma. 2. Hizmet karşılığı istenen ücret.

istihkar: Hor ve hakîr görme.

istinâd: 1. Dayanma. 2. Güvenme. 3. Sened, delîl, hüccet.

istinâdgâh: Dayanacak, güvenecek, sığınılacak yer.

iştiha: 1. Meyil, istek. 2. İştah, yemek yeme isteği.

iştiyak: Çok arzu etme, özleme, tahassür.

iz’âç: Tâciz etme, can sıkma, bunaltma, tedirgin etme.

-L-

liyâkat: Lâyık olma, uygun bulunma, ehliyet.

-M-

mahcûb: 1. Utanma, hicâb etme huyu olan; utangaç. 2. Örtülü.

mahfiyet: Gizlilik, saklılık.

maslahat: 1. Yerine göre îcâb eden iş, söz, davranış. 2. İyilik, düzen, âsâyiş, barış yolu. 3. Uygun, kârlı iş.

matlûb: 1. Taleb edilen, aranılan şey. 2. Alacak.

mazhar: 1. Nâil olmuş, erişmiş, kavuşmuş; nâil olan, kavuşan, erişen, şereflenen. 2. Bir şeyin zuhûr ettiği yer, eşyâ ve madde.

meclûb: 1. Celbolunmuş, başka yerden getirilmiş olan. 2. Taraftarlığı kazanılmış bulunan. 3. Tutkun, âşık.

medâr: 1. Vâsıta, vesîle, fayda. 2. Dönerek hareket eden bir cismin dayandığı nokta.

med-cezir: 1. Denizin ay çekimi tesîri ile alçalıp yükselmesi, gel-git. 2. İniş-çıkış.

meftun: 1. Gönül vermiş, vurgun, müptelâ, düşkün. 2. Şaşkınlık derecesinde beğenmiş, hayran ve şaşkın.

meknûz: Gömülü, hazînede saklı.

melce’: Sığınılacak yer, iltica edilecek yer, barınak.

minvâl: Tarz, yol, sûret, şekil.

mukâvemet: 1. Karşı durma, direnme, karşı tarafın irâdesine boyun eğmeme. 2. Bir gücün tesirine karşı koyan güç, direnç.

mübtezel: Hakir, îtibarsız, haysiyetsiz; elden ele, dilden dile düşmüş.

mücehhez: Donanmış, donatılmış, noksanlıkları giderilmek sûretiyle hazır hâle getirilmiş.

müessir: 1. Tesir eden, eser bırakan. 2. Hüzün veren, kederlendiren, dokunaklı. 3. Sözü geçen, hükmü yürüyen.

mükellef: Üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmeye mecbur olan, yükümlü.

münbit: Verimli.

müncer: 1. Bir tarafa çekilip sürüklenen. 2. Netîcelenen.

münezzeh: 1. Bir şeye ihtiyacı bulunmayan, muhtaç olmayan. 2. Arınmış, temiz, berî, sâlim.

müstahak: 1. İstihkâkı olan, lâyık, hak etmiş. 2. Lâyık olunan, hak edilen şey.

müşahhas: 1. Şahıslandırılmış, cisimlendirilmiş, şekillendirilmiş. 2. Gözle görülüp, elle tutulur hâlde bulunan.

müteveccih: Teveccüh eden, yönelen, bir yere gitmeye hazırlanan, yollanan.

müyesser: 1. Kolay olan, kolaylıkla gerçekleşen. 2. Nasib olan. 3. Kolaylaştırılmış.

-N-

nâdân: 1. Bilmez. 2. Kaba, terbiyesi kıt. 3. Dost olmayan.

nedâmet: Nâdim olma, yapılan bir işten dolayı üzüntüye kapılma, pişman olma.

neşv ü nemâ: Yetişip büyüme.

-R-

rakîk: 1. Çok ince, yufka, nâzik, nârin. 2. Yumuşak kalpli, yufka yürekli, hisli.

revaç: Rağbet, îtibar, kıymet, baha.

rüçhâniyet: Üstün olma.

-S-

silüet: Yalnız kenar çizgileri belli olan görüntü veya bu şekilde yapılmış resim.

siper-i sâika: Yıldırımları çekerek toprağa aktaran cihâz, yıldırımsavar, yıldırımkıran, paratoner.

-Ş-

şâhika: Dağın doruğu, zirve.

-T-

tabâbet: Tabiplik, hekimlik, tıb ilmi.

tahassüs: Hislenme, duygulanma.

tahavvül: Hâlden hâle geçme, hâl değiştirme.

tahkim: Muhkem hâle getirme, sağlamlaştırma.

tanzim: 1. Nizâma koyma, düzenleme, tertipleme. 2. Düzeltme, ıslah etme.

tebârüz: Belirme, görünme, bârizleşme.

techiz etmek: Lüzumlu şeyleri tamamlama, donatma.

tedâi: Hatıra getirmek, çağrıştırmak.

tedrîcen: Derece derece, azar azar ilerleme.

tekrîm: Saygı gösterme, yüceltme, ululama.

telkin: 1. Fikrini kabul ettirme, aşılama. 2. Ölmek üzere olan kimsenin başında kelime-i şehâdet getirerek tekrarlamasını sağlamaya çalışma.

tenzil: Aşağılatma, indirme, düşürme.

tevdî: 1. Emânet etme. 2. Teslîm etme. 3. Vedâ etme.

tevessül: 1. Vesîle sayma. 2. Başvurma, girişme. 3. Sarılma. 4. İnanma.

tevzî: 1. Dağıtma, dağıtılma. 2. Herkese payına düşeni dağıtma.

teyakkuz: Uyanık, uyanık bulunma.

tezyin: Zînetlendirme, süsleme.

tuğyan: Taşma, çoşma.

-Ü-

ünsiyet: Ülfet, dostluk.

-V-

vüs’at: 1. Genişlik, bolluk. 2. Zenginlik, kuvvetlilik. 3.[mec.] Fırsat, imkân.

-Y-

yeknesak: Hep aynı şekilde, monoton.

-Z-

zerk: Sıvı maddeyi şırınga ile verme, iğne yapma.